25 Eylül 2018 Salı

Satılık şehir

Herkes mi Ege'ye yerleşmek istiyor, anlamadım ki...
Kiminle konuşsam ortak konu bir yerlere gitmek, yerleşmek, yeni hayat, bahçe, deniz, en güzeli Ege...
Niye buradasın o zaman? Şehiri kim istiyor bu durumda?

Çoook kalabalığız


Sayıca çoğalıyoruz ama içerik olarak boşalıyoruz.
Ev yapımı kurabiye ile seri üretime geçmiş fabrikasyon bisküvi arasındaki kalite ve lezzet farkı gibi.
Ne olursa olsun çoğal demişler sanki, yoksa var olamazsın, insan yerine konamazsın ...

Kadınlara "annelik" görevi kilitlenmiş, ne olursa olsun o kartı kullanmaktan çekinmiyorlar.
Kendi bireysel varlığını unutmuşsun diyorum birine, ama yapamam ki, hiç zamanım yok diyor.
Konular o kadar birbirine dolanmış ki, neresi başı neresi ucu belli değil.
Halbuki biraz geri çekilip olana bitene bakılsa biraz destek alınsa durumlarını fark edecek ve farklı seçimler yapabilekler.

Kadın o kadar çocuklarını sahiplenmiş ki "Biz annemle birbirimize çok düşkünüz, telefonu açmasa paniklerim, annem bizim için ölür, babam ise sadece babam..." diye anlatıyor bir arkadaş geçen gün. Sevgi, saygı, bağ kurmak güzel de, limitler ne olacak, saplantı derecesinde bağlanmak ne olacak. Sanki ben birilerini sevmemişim gibi öyle bir anlatıyor ki, uç noktalarda dolaştığını imkanı yok farkettiremezsiniz. Profesyonel yardım ve istemesi lazım sanırım.

Başka biri çocuğuyla bağını anlatıyor, ona "hayatını bırak, kendini bu çocuklara ada, sonra da öl" demişler gibi yaşıyor. Tek motivasyonu içinin rahat etmesi ve başkalarının takdir etmesi üstelik.
Sonra bu  çocuklar büyüyor ve aramızdaki robotik varlıklar olarak hayatımızı etkiliyorlar.

Erkekler birilerine yıkılmak peşinde, tek fonksiyonlarının da "çocuk üretmek" olduklarını düşünüyorlar sanırım. "Çocuğu yaparım, kadın bize ömrü boyunca bakar, ne de olsa ona çocuk verdim" havasında.

Bir süreliğine durup düşünseler, herkes anne-baba olmak zorunda değil, ya da yeterli ve/veya istekli olmayabilir. Ya da madem doğurduk, nasıl iyi insan olmasına yardımcı oluruz?
Hayat geçip gidiyor. Biraz durup düşünebilsek güzel olurdu.

12 Eylül 2018 Çarşamba

Şikayetim var

Çocuklardan ve çocuklu ailelerden şikayetçiyim. Bencil, gürültücü ve saygısızlar.
Trafik magandaları da gün geçtikçe yeni yöntemler geliştiriyor, dayanamıyorum.
Hayvanlara iyi davranmayanlardan şikayetçiyim. Acımasızlar, gönül gözleri kapalı.
Doğaya ihanet edenlerden de şikayetçiyim.
Ailemdeki ve arkadaşlarım arasındaki bencil, adaletsiz, korkak tavırlardan da şikayetçiyim.
İşyerindeki ve dünyaki düzen bozukluğundan şikayetçiyim. İddialarının aksine menfaatçi ve saldırganlar.
Kaba, saygısız ve görgüsüz, vurdumduymaz ve hatta merhametsiz insanlardan da.
Haklı ile haksızı ayırdedemeyen, ya da taraf tutanlardan da.
Liste uzar gider.

Galiba tek yaşamalıyım. Daha mutu olamayabilirim ama daha sakin olacağım garanti.

Zaman birazcık zaman

Android kafalı duygusuz ve acımasız ama oy atabilen varlıklar.
Dönüştüğümüz şey bu.
İlginç olan sanki ruhumuzu ve hatta akıl sağlığımızı önemsermiş gibi yapılan çalışmalar, kitaplar, programlar vb.
Oynatmaya az kalmış durumunda geziyor herkes. Bir kıvılcım gördüm sanki deyip üstüne atladı atlayacak gibi. Üstelik gak guk edemeden de işimizi bitiriverirler alimallah. Nerede devlet, adalet, ama ben haklıydım diyene kadar cennet yolunda buluveririz kendimizi. O derece yani.

Kasıtlı yapıyorlar diyelim, yediğimiz içtiğimizdendir diyelim, değişiyoruz gelişiyoruz diyelim ama memnunuz demeyelim. Yalan olur. Çünkü herkes ilk fırsatta bulunduğu ortamdan farklı bir yerde hayat hayal ediyor. Kime sorsak şu an ile geleceği satın almaya çalışıyor.

Geriye kalan zaman kıymetli. Elimizi çabuk tutmamız lazım.

10 Eylül 2018 Pazartesi

Değişen çok şey var, uyum sağlayamayan bir "ben" var

En son bir yıl önce yazmışım. Yine aynı düşüncedeyim. Gidiş karamsar, umuda tutunma çabasına devam. Tekrar yazmayayım, siz anladınız.